Sitar

sitar

Sitar

Wikipedia

Sitar, (Hindu/Sanskrit: सितार, Urduca: ستار),Farsça: سی تار ) telli uzun saplı bir saz, müzik enstrümanıdır. Hindistan kökenli bu sazın sözcük anlamı Farsça’da 30 telli’dir. Bu müzik aleti, Hint kültürü dışında batıda da benimsenmiş bir çalgıdır. Sitar Iran-Afganistan bolgesinin sehtar adlı aletinden türemiştir.

Sitarın telleri iki kategoriye ayrılır. Ana teller yarım ay şeklinde bükülmüş perdeler üzerinde çalınır. Taraf telleri perdelerin altındadır. Sayıları sitarın yapıldığı bölge ve ustaya göre değişir. Genelde 12-13 taraf teli bulunur ve bunlar çalınan raga’ya (makama) göre akort edilir. Ana tellerden çalınırken verilen notalar, taraf tellerinde tekrarlanır ve yankılanır. Sitarın mistik sesi burdan gelmektedir ve genellikle, her müzik türünde, müzikal eserlere mistik bir hava katmak için kullanılmaktadır.

Ayrıca, sitarın diğer bir varyasyonu olan surbahar, sitarın daha geniş bir şeklidir.

 

Türkçebilgi

Bu müzik aleti, Hint kültürü dışında batıda da benimsenmiş bir çalgıdır. Sitar Iran-Afganistan bolgesinin sehtar adlı aletinden türemiştir.

Sitarın telleri iki kategoriye ayrılır. Ana teller yarım ay şeklinde bükülmüş perdeler üzerinde çalınır. Taraf telleri perdelerin altındadır. Sayıları sitarın yapıldığı bölge ve ustaya göre değişir. Genelde 12-13 taraf teli bulunur ve bunlar çalınan raga’ya (makama) göre akort edilir. Ana tellerden çalınırken verilen notalar, taraf tellerinde tekrarlanır ve yankılanır. Sitarın mistik sesi burdan gelmektedir ve genellikle, her müzik türünde, müzikal eserlere mistik bir hava katmak için kullanılmaktadır.

Ayrıca, sitarın diğer bir varyasyonu olan surbahar, sitarın daha geniş bir şeklidir.

Kaynakça Vikipedia, Türkçebilgi

Eyüp Kuşçu Spor Klübü


               ekgroupeyupkuscusporklubu

Eyüp Kuşçu Spor Klübü

Eyüp Kuşçu önderliğinde kurulmuş olan EK Group bir çok yaptığı faliyetler ile kendinden söz ettirmektedir. EK Group’un yaptığı ilk ve en büyük çalışmalarından biri olan Eyüp Kuşçu Golden Gloves Fight Club 2008’den beri aynı adresinde, aynı kararlılıkla sporcuyu eğitmeyi ve sporcuya destek olmayı amaç edinmiş, ev sahipliği ettiği onlarca turnuva ile adından çokça söz ettirmiştir.

Eyüp Kuşçu’yu televizyonda özel bir kanalın düzenlediği boks gecelerinden ve Dünya çapında ki turnuvalardan adını duyuyoruz. Boksu bıraktıktan bir süre sonra Ümraniyede ki spor salonun da sporu desteklemeye devam etmektedir. Ümraniye’de ki bu adrese gidip düzenlenen turnuvaları izleme imkanı bulabileceğiniz gibi aynı zamanda youtube kanalı üzerinden düzenlenen turnuvayı canlı izleyebilir veya kaçırdıysanız tekrarlarını kanalın videolar bölümünden de izleyebilirsiniz.

Eyüp Kuşçu Spor Klübü’nde boks, kickboks, muay thai (thai boks), mma ve Eyüp Kuşçu’nun kendi oluşturduğu ve ünlülerin tercihi olan spor dalına katılma imkanı bulabilirsiniz. Ayrıca Eyüp Kuşçu Spor Klübünde sadece dövüş sporları yok. Ayrıca fitness ve body salonu da mevcuttur.

Eyüp Kuşçu Golden Gloves Spor Klübün’de boks ringi ve mma ringi hali hazırda mevcuttur. Ayrıca yeni projeye göre salona ilave iki ring daha yapılması planlanmaktadır. 

Sporu ve sporcuyu bu kadar desteklediği için Sayın Eyüp Kuşçu ve ekibine sonsuz teşekkürlerimizi borç biliriz.

Neşet Ertaş

neset_ertas_53fde96fcc4b4ce72d7739202324cd49

Neşet Ertaş

Büyük ustayı hiç yanından ayırmadığı bağlamasıyla tanıdık. O ilk duyuşumuzda gönlümüze yerleşen sanatçılardandı. O kısacık ömrünce neler anlattı, neler bıraktı bizlere…

O gönlümüzün ozanı, halk müziğinin efendilerinden… Gelin onun belgeseli ile konumuza başlayalım.

 

Biyografi

1938 yılında Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesine bağlı Tırtıllar köyünde doğdu. 7 kardeşi olan Neşet Ertaş ailenin ikinci çocuğudur. 5-6 yaşlarında bağlama ve keman çalmaya bağladı. Babası Muharrem Ertaş ile birlikte gittikleri düğünlerde babasına kemanla eşlik etti. Geçimlerini bu şekilde kazandılar.

8 yıl Kırşehir, Nevşehir, Niğde, Kırıkkale, Keskin, Yerköy, Kayseri, Yozgat ve köylerini gezdiler. Bu yüzden okula gidemedi. 14 yaşında çalışmak için İstanbul’a geldi. Şençalar Plak adlı bir müzik şirkete gitti. Şirketin sahibi olan Kadri Şençalar Neşet Ertaş’ı dinledi ve çok beğendi.

‘Neden Garip Garip Ötersin Bülbül’ adlı ilk plağı, 1957 yılında Şençalar Plak tarafından piyasaya çıkarıldı. Bu arada Beyoğlu’nda bir gazinoda sahneye çıktı.

neset-ertas

2 yıl İstanbul’da çalıştı. Sonra Ankara’ya geldi ve sahne hayatına burada devam etti. Ankara’da çalıştığı gazinoda Leyla isminde bir kızla tanıştı ve hemen evlendi. İki kız bir erkek çocukları oldu.
Neşet Ertaş bu arada askere gitti. 1962’de İzmir Narlıdere’de askerliğini yaptı.

Plak üzerine plak yapan Neşet Ertaş konserleriyle de bir çok şehri 6-7 defa gezdi. Beste ve plaklarıyla çok meşhur oldu. 1978 yılında parmakları felç oldu. Müzisyenlikten başka mesleğide olmadığı için işsiz kaldı. Tedavi olacak parayı bulamadı. Çareyi 1979’da Almanya’da bulunan kardeşinin yanına gitmekte buldu.

Tedavisini orada yaptırdı. 3 çocuğunu da yanına aldırdı. Mesleğine Almanya’da tekrar başladı. Türklerin bulunduğu yerlerde gazino ve düğün salonlarında çalıp söylemeye başladı.

Sonraki yıllarda Türk Halk Müziği’nin yeniden keşfedilmesiyle Neşet Ertaş da öne çıktı.

25 Eylül 2012 tarihinde İzmir’de vefat etti.

 

ALBÜMLERİ:

1988 – Gönül Ne Gezersin Seyran Yerinde
1988 – Kendim Ettim Kendim Buldum
1988 – Kibar Kız
1989 – Hapishanelere Güneş Doğmuyor
1989 – Sazlı Sözlü Oyun Havaları
1990 – Gel Gayri Gel
1992 – Türküler Yolcu
1992 – Gitme Leylam
1993 – Kova Kova İndirdiler Yazıya
1995 – Seçmeler 2
1995 – Seçmeler 3
1995 – Seher Vakti
1995 – Altın Ezgiler 3
1996 – Polis Lojmanları
1997 – Benim Yurdum
1998 – Gönül Yarası
1999 – Zülüf Dökülmüş Yüze
1999 – Gönül Dağı
1999 – Muhur Gözlüm
1999 – Zahidem
1999 – Neredesin Sen
1999 – Gönül Dağı

Wikipedia

Tek parçalar

  • 1957 – Neden Garip Garip Ötersin Bülbül
  • Çoban
  • 1957-1979 Yılları arasında Kendisinin bile bilmediği birçok plak albüm yapmıştır. Bazıları şunlardır;
  • Hareli Gelin
  • Diloylu Halay Havası
  • Varıp Bir Kız On Yaşına Değince
  • Şeytanın Atına Binip Yeldirme
  • Bir Leyla Misali
  • Yardan Tatlısı Bulunmaz
  • Engeller Koymuyor Yar Sana Varsam
  • Ceylan
  • Vefasız Yar Aşkına (vay bana vah bana)
  • Kıbrıs Destanı (Kıbrıs Barış Harekatından Sonra Yazmış Olduğu Türküsü)
  • Giyindim Kuşandım Gittim Düğüne
  • Aşk Elinden Ağlayan
  • Sar Leyla Leyla(ayrıldığı karısına yazmıştır)
  • Hasta Düştüm
  • Tor Şahin Misali
  • Uyma Sakın

neset-ertas

Neşet Ertaş Külliyatı (15 serilik)

  • 1999 – Zülüf Dökülmüş Yüze 1 Kayıt tarihi:1969-1974
  • 1999 – Gönül Dağı 2 Kayıt tarihi: 1969-1974
  • 1999 – Mühür Gözlüm 3 Kayıt tarihi: 1969-1974
  • 1999 – Zahidem 4
  • 1999 – Neredesin Sen
  • 2000 – Garibin Dünyada Yüzü Gülemez 5 Kayıt tarihi: 1969-1974
  • 2000 – Niye Çattın Kaşlarını 6 Kayıt tarihi: 1969-1974
  • 2000 – Çiçekdağı 7 Kayıt tarihi: 1969-1974
  • 2000 – Ayaş Yolları 8
  • 2000 – Sevsem Öldürürler 9 Kayıt tarihi: 1974-1986
  • 2000 – Ağla Sazım 10 Kayıt tarihi: 1974-1986
  • 2000 – Hata Benim 11
  • 2001 – Dostlara Selam 12
  • 2001 – Sabreyle Gönül 13
  • 2002 – Yar Gönlünü Bilenlere 14
  • 2002 – Vay Vay Dünya 15
  • 2003 – Gurban Olduğum
  • 2008 – Neşet Ertaş 2008

artist_129121

Belgesel

  • Can Dündar, Garip: Neşet Ertaş Belgeseli, Kalan Müzik
  • TRT İç Yapım, Bozkırın Tezenesi, TRT
  • Cine5 İç Yapım, Portreler Neşet Ertaş belgeseli, Cine5

 

 

Orhan Gencebay

Orhan Gencebay

orhan-gencebay

Türkiye müzik tarihinin şüphesiz en iyi sanatçılarından biri olan Sayın Orhan Gencebay’ın hayatını ele almaya çalışacağız. Ele almaya çalışacağız diyoruz çünkü Ohan Gencebay hayatı boyunca o kadar üretken bir insan olmuş ki anlatmakla kolay kolay bitecek değil. Dilerseniz bir özel kanalda yayınlanmış olan belgesel ile başlayalım. Ardından bilgilerimizi sunmaya devam edelim. (Youtube üzerinden bulunmuştur. Buraya tıklayarak bulabilirsiniz.)

Orhan Gencebay

Orhan gencebay 4 Ağustos 1944’de , Samsun’da doğdu. Besteci, Ses Sanatçısı, Şarkı Sözü yazarı, Virtüöz Enstrümanist, Aranjör, Müzik Yapımcısı, Müzik Direktörü ve Aktördür. Dokuz üniversite adına verilmiş Uluslar Arası Montu Doktorası Ünvanına sahiptir.

Türk Müziğine ortaya koyduğu ekolüyle yenilikler getirmiş ve kendi tarzını yaratmıştır. Bazı çevreler çalışmalarını “Arabesk” adıyla tanımladılarsa da kendisi “Ben Türk Müziğinin devamıyım. Çağdaşlığın ve teknolojinin imkanlarını özgürce kullarak ülkemin tüm değerlerini zenginleştirmeye çalışan bir Türk Sanatçısıyım. ” diye ifade etti ve yaptığı müziği GENCEBAY Müziği, GENCEBAY Tarzı ve Türk Müziğinde Serbest Çalışanlar diye nitelendirdi.

118bmz3fo0i691bh

GENCEBAY Müziğe 6 yaşında Klasik Batı Müzikçi Emin Tarakçı’ dan mandolin ve keman dersleri alarak başladı. Notayı ve Müziğin temel prensiplerini ondan öğrendi. Kendisine her konuda destek olan ailesi, bağlamayı ve halk müziğini çok seven GENCEBAY’ a 7 yaşındayken bir bağlama aldı. GENCEBAY 12-13 yaşlarına kadar halk müziğinin tüm özelliklerini tavırlarını adeta geçmişti. Aşık Veysel’i ilk duyduğundan 8-9 yaşlarındaydı ve çok etkilenmişti. Onu dinlediği zamanlarda herşeyi bir kenara bırakır, ellerini başının arasına alır, ona konsantre olurdu. Aşık Veysel ona o yaşlarda dahi sanki dünyanın kurulduğundan beri var olan bir ifadeyi, sesi anlatıyordu. Onun sazının tınısı, sesinin tonu, verdiği mesajlardan çok etkilendi.

Gencebay’ın çocukluk yıllarında en çok etkilendiği ve feyz aldığı kişi o zamanın en büyük şöhretlerinden ve Türk halk müziğinin en iyi temsilcilerinden biri olan bağlama üstadı Bayram Aracı’ydı. Hatta Gencebay’a o yıllarda Bayram Aracı’yı örnek almasından dolayı küçük Bayram diyorlardı. Ayrıca Gencebay’ın hayatında ki önemli kişilerden biri de Samsun’ da bağlama çalmaya ilk başladığı yıllarda kendisine bağlamanın önemli özelliklerini ve akord yapmayı öğreten ve hocam dediği Efe Naci Lakaplı Naci Hoşgördü. Gencebay’ı Türk Halk Müziğinde diğer etkileyenler ise : Çekiç Ali, Hacı Taşan, Muharrem Ertaş, Orhan Subay, Emin Aldemir, Yılmaz İpek gibi değerli üstadlardı.

 

Gencebay 10’lu yaşlarında Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği’ni aralarında kendince değerlendirdi. Halk Müziğini ritmik bulurdu ve ritmin önemini çok iyi kavradı. Müziğin ritim ve melodi demek olduğunu anladı. Halk Müziğinde ritim, tavırların içerisinde kendini çok farklı biçimde gösteriyordu. Her tavır ona göre ayrı ayrı ekol niteliğindeydi. Kendisinin tanımına göre ülkenin yedi bölgesinde yediyüz çeşit hava eserdi. Tüm bölgelerin yapısı diğerlerinden farklılık gösteriyordu. Bu zenginliği daha o yaşlarda hissetti. Bu tavırların birer birer ele alınması gerektiğini düşündü.

orhan-gencebay-resimleri4-1435495711

Türk Sanat Müziğine de ilgi duyan Gencebay 12-13 yaşlarında babasının ısrarıyla tambur çalmaya başladı. Özellikle yaylı tambur çalmayı çok sevdi. Yaylı tamburun sesinden çok etkilenirdi. Türk Sanat Müziğindeki zenginliği de hissetti. Makamsal zenginlikleri, özelliklerini ve seslerinin yapısını dünya çapında bir değer olduğu kanaatine vararak, tıpkı Türk Halk Müziğinde olduğu gibi bunların da birer birer incelenmesi gerektiğini düşündü. Türk Sanat Müziğinde de; Itri, Dede Efendi, Yorgo, Bacanos, Nubar Tekyay, Haydar Tatlıyay, Ahmet Yatman, Kadri Şençalar, Şerif Muhittin Targan, Münir Nurettin Selçuk, Selahattin Pınar, Saadettin Kaynak, İzettin Öktenay gibi değerli üstadlardan çok etkilendi. Sonuç olarak her iki müziğin analiz edilerek, araştırılarak kendimize has bir armoni geliştirebileceğini fark etti. Her iki Müzikte binlerce yıllık kültürlerin hepsini içeriyordu. Bu tavırlar ve makamlar bu kültürlerin birer izleriydi. Bunun yanında beste yapmaya 10 yaşında başladı. İlk bestesi Kara Kaşlı Esmerdi Kim Bilir Kimi Sevdi isimli eserdir.

Gencebay 13-14 yaşlarında ise çok ciddi besteler yapmaya başladı. İlk profesyonel bestesi ” Ruhumda Titreyen Sonsuz Bir Alevsin”dir. Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği karakterinde birçok eserler yaptı. Bazı dernek ve cemiyetlerin kuruculuğunun yanında yönetici olarak da görev aldı, halk evlerinde çalıştı. Ortaokuldan sonra İstanbul Belediye Konservatuarı bas sınavına girdi kazandı, devam etmedi ama icra heyetinde bulundu. O yıllardan beri arkadaşı olan Arif Sağ ile birlikte konserler verdi. Metelin Oyun Havası, Yeni Yolun Düzleri, Nerdesin Leylam, Yare Pazen Seçemedim gibi çeşitli Türkü plakları çıkardı. 16 yaşından itibaren jazz ve rock müziği ile ilgilenmeye başladı, tenor sax çaldı. Bazı gruplarla birlikte çalıştı.

orhan-gencebay-biyigi_269330

1964 yılında TRT Ankara Radyosunun özel olarak açtığı sınava girdi. Herkes için o yıllarda TRT Ankara Radyosu sanatçısı olmak, müzikte en üst başarıyı kazanmak demekti. En üst derecede başarıyla sınavı kazandı. Kadro müsait olmasına ve başarıyla sınavı kazanmasına rağmen birçok kişinin tepkisini aldığı için genel sınav açıldı. Bu sınavı da en üst derecede başardı fakat sınavın söylenmeyen nedenden dolayı iptal edilmesinden sonra Vatani görevini yapmak üzere bahriyeli olarak İstanbul Heybeliada’ ya gitti. Askerliğinin bir bölümünü de Atatürk’ün yatı olan ve deniz harp okulunun okul gemisi olarak kullanılan Savarona yatında Vatani görev sırasında merasim bölüğü bandosunda saksafon çaldı. “Deryada bir salım yok” adında herkesin tanıdığı Gencebay tarzı denilen ilk bestesini askerliğinin son dönemlerinde yaptı. Bu besteyi de ilk okuyan dönemin sanatçılarından Ahmet Sezgin oldu.

Askerden sonra 1966 yılının sonlarında TRT İstanbul Radyosu sınavlarına girerek iftiharla kazandı. Profesyonel kadroya geçis sınavı olmasına rağmen kadroya geçirtmediler. Bazı kişiler kendisinin burada görev yapmasını istemiyorlardı ve bunun içinde ciddi çabalar gösterdiler. On ay radyoda bağlama sanatçılığı ve solistlik yaptıktan sonra, kurumdaki otoritelere ” Mevcut durumu yeterli bulmuyorum. Ya bizi bize bırakın, ya da daha iyi olmak için yol gösterin” demesine aldırış etmeden Gencebay’ı dışladılar.Bunun üzerine müzikte varmak istediği hedefleri olan Gencebay İstanbul Radyosu’ndan kendi isteği ile ayrıldı.

 

 

Radyodan ayrıldıktan sonra Müzik çalışmalarına devam etti. 1967 – 1968 yıllarında çeşitli sanatçıların 45’lik albümlerinde müzik yönetmenliği yaptı, refakatlerde bulundu. Bu refakatlerde yine arkadaşı Arif Sağ ile birlikte, sahnede Ahmet Sezgin’le birlikte çalıştı. Serbest çalışmalarını ortaya koyduğu Sabır Taşı, Sevemedim Karagözlüm, Hey Gidi Goca Dünya, Bir Zaman Ağlayıp Koştun Peşimden ve bunun gibi yüzlerce bestesi birçok sanatçı tarafından seslendirildi, çoğu günün eseri oldu. Bu çalışmalar Türk Müziğinde yeni bir çığır açmaya başladı. Albümlerin yanı sıra birçok filmde Müzik direktörlüğü de yaptı. Film Müziklerini yaparken Ömer Lütfü Akad, Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Yılmaz Güney gibi değerli yönetmenlerle çalıştı. Hudutların Kanunu, Kızılırmak Karakoyun, Ana, Kuyu filmleri bunlardan bazılarıdır.

Aynı yıllarda abi kardeş gibi olduğu Abdullah Nail Bayşu ile birlikte 2 sene kaldı. Nail Bayşu müzik yapımcılarıyla çok iç içe olan ve hatta onları yönlendiren, şairliği ile ün yapan, birçok eserlerde de ismi olan bir kişiydi. Birlikte müzik sektöründe çok çalışmalar yaptılar. Beraber besteler yaptılar. Sözleri Bayşu yazarken, Gencebay’ da müziklerini yaptı. Bu çalışmaların hepsini kendisi yönetti.

orhan-gencebay-resimleri381-1435495709

1969 yılına gelindiğinde kendisinin bu yeni çalışmalarını seslendirmesi için aşırı ısrarlar vardı. Onun aynı zamanda yorumcu olmasını da istiyorlardı. Kendisi bunu her ne kadar istemese de Moda Park sahibi Mahmut Tezcan’la bir tavla oyununda kaybetmesi üzerine verdiği sözü yerine getirmek için ilk defa yorumcu olarak Başa Gelen Çekilirmiş – Sensiz Bahar Geçmiyor isimli eserlerinin 45’liğini yaptı. Bu çalışmasıyla Türkiye Orhan Gencebay’u yorumcu olarak da tanıdı ve şöhret oldu.

Daha sonra Topkapı Plak, Ali Avaz’a 2 adet kendi bestelerinden oluşan 45’lik plak yaptı. Bu sıralarda prodüktör Yaşar Kekeva eniştesi Şahin Söğütoğlu’nun firması olan İstanbul Plak’a geçmesi için kendisini ikna etti. Modal Plak’da yapmış olduğu ve kendisine şöhreti getiren ilk 45’lik plağındaki eserleri yeniden seslendirirerek İstanbul Plak firmasının repertuarına dahil etti.

1969 yılının sonlarına doğru Tanrıya Feryat – Ümit Şarkısı 45’liğini yaptı. 1970 yılı başlarında yapmış olduğu Bir Teselli Ver – Yorgun Gözler 45’liği Türkiye’ deki şöhretinin zirvesine gelmesinin yanında, Balkanlar, Ortadoğu ve Akdeniz’de de şöhreti getirdi. Artık eserleri yurtdışında da sevilip adapte edilmeye başlandı.
1972 yılına gelindiğinde Orhan Gencebay, Şahin Söğütoğlu, Yaşar Kekeva İstanbul Plak Kolektif şirketini kurdular. Bir sene ortak olarak çeşitli sanatçılara albümler yaptılar. 1973 yılında bu şirketi fes ederek Gencebay ve Kekeva Kervan Plakçılık firmasını kurdular. Fes ettikleri firmalarının bir senelik çalışmalarını da yeni firmalarına dahil ettiler. Genceba, firmasında kendi albümleriyle birlikte firmasında çıkarmış olduğu diğer sanatçıların albümlerine patrınluğunun yanında besteci, müzik yönetmeni, aranjör ve icracı olarak da katkılar sağladı. Her müzik tarzında, dönemin başarılı, şöhret olmuş sanatçılarına ve şöhret kazandırdığı yeni sanatçılara yön verdi, onlara yardımcı oldu. Erkin Koray, Ajda Pekkan, Muazzez Abacı, Mustafa Sağyaşar, Ahmet Özhan, Neşe Karaböcek, Mine Koşan, Ayten Alpman, Hülya Süer, Hülya Sözer, Kamuran Akkor, Semiha Yankı, Bedia Aktürk, Nil Burak, Ziya Taşkent, Semiramis Pekkan, Ferdi Özbeğen, Gönül Yazar, Sezen Aksu, İzzet Altınmeşe, Belkıs Akkale, Selahattin Alpay, Mustafa Keser bu sanatçılardan bazılarıdır. Gencebay, Türk müzik sektörünün nabzını tutup yön veren başarılı bu çalışmalarından da her zaman gurur duyduğunu dile getirmektedir.

1978 yılında Türk müziğinin Avrupa’ dan dünyaya yayılması amacıyla Gencebay ve Kekeva Almanya’d da Berlin Müzik Stüdyoları firmasıyla birlikte Kervan GMBH şirketini kurdular. Almanya’ da kurulan bu en büyük ilk Türk müzik şirketi bir süre faaliyette bulundu. Aynı yılın sonunda iki ortağın ülkeye dönüş yolunda Bulgaristan üzerinde geçirmiş oldukları ağır trafik kazası neticesinde gereken ilgiyi göstermediler. 1979 yılında bu firmayı kapatmak zorunda kaldılar.

1980 yılında ortağı Yaşar Kekeva’ dan ayrılan Gencebay Kervan Plakçılığı kardeşi ve yeni ortağı Burhan Kencebay ile Müzik Yapımcılığını devam ettirdi. Burhan Kencebay ortak olmadan önce firma kurulduğundan beri mali işlerini yönetiyordu. 1996 yılına kadar süren bu ortaklık süresince Müzik piyasaına yön vermeyi sürdürdü. Yine kendi albümlerinin yanında birçok değerli sanatçıyla çalışıp, yeni seslere şöhert yolunu açtı. Ahmet Özhan, Samime Sanay, Biricik, Sibel Can, Volkan Konak, Cemile Sönmez, Hakan Sarıca, Linet, Zeki Alasya – Metin Akpınar da bunlardan bazılarıdır. 1996 yılında kardeşi ve ortağı Burhan Kencebay’dan ayrılan Orhan Gencebay ile halen faaliyette olan Kervan Plakçılık’ da albümlerini çıkartmaya devam etmektedir.”Orhan Gencebay” , oğlu Altan Gencebay ile halen faaliyette olan Kervan Plakçılık’ta albümlerini çıkartmaya devam etmektedir.

Gencebay şöhret olduğu 1969 yılından itibaren günümüze kadar 31 sinema filminde de başrol oynamış olup, müzikte gördüğü ilginin devamını filmlerinde de sürdürmüştür. Yapmış olduğu filmler gişe rekorları kırmıştır. Bunun yanı sıra 4 TV filminde başrol olarak yer almıştır. 1000’in üzerinde bestesi bulunan Gencebay bunlarsan 300 kadarını kendi seslendirmiştir.

Orhan Gencebay Türkiye’nin Müzik sektöründe kimsenin yakalayamayağı bir Tirakı yakalamış olup yasal olarak bu sayı 70 milyon civarında plak, kaset ve cd dir. Sektörün en büyük düşmanı ve kan kaybı olan korsan tirajını da kattığımız zaman bu tiraj 300 milyon civarına ulaşmaktadır. Bu tirajlar dünya çapında herkesin ulaşamadığı bir tiraj rekorudur.

Ne güzel anlatılmış ustanın hikayesi. Orhan Gencebay mütevaziliği ve bey efendiliği ile tanınmaktadır.

 

Orhan Gencebay Hakkında bilgiler :

Wikipedia

Diskografi

Ana madde: Orhan Gencebay diskografisi
Harika Plakçılık
  • Musalla Taşı (1972)
  • Bir Teselli Ver (1972)
Kervan Plakçılık
  • Batsın Bu Dünya (1975)
  • Hatasız Kul Olmaz (1976)
  • Sarhoşun Biri (1976)
  • Benim Dertlerim (1978)
  • Yarabbim (1979)
  • Aşkı Ben Yaratmadım (1980)
  • Ben Topraktan Bir Canım (1981)
  • Kördüğüm (1981)
  • Bir Damla Mutluluk (1982)
  • Leyla ile Mecnun (1983)
  • Dil Yarası (1984)
  • Beni Biraz Anlasaydın (1985)
  • Cennet Gözlüm (1986)
  • Akma Gözlerimden (1987)
  • Emrin Olur (1988)
  • Süper Yıldızlar Kervanı (1988)
  • Ya Evde Yoksan / Seni Arıyorum (1989)
  • Utan / Dokunma (1990)
  • Hasret Rüzgarı (1991)
  • Sende Haklısın (1992)
  • Hayat Devam Ediyor (1993)
  • Yalnız Değilsin (1994)
  • Gönül Dostu (1995)
  • Kiralık Dünya (1996)
  • Klasikleri Sizin Seçtikleriniz (1998)
  • Cevap Ver (1999)
  • Klasikleri Sizin Seçtikleriniz 2 (2001)
  • İdeal Aşk / Batsın Bu Dünya (Remix)(2002)
  • Yürekten Olsun (2004)
  • İstanbul Hatırası / Köprüyü Geçmek (2005)
  • Yargısızİnfaz (2006)
  • Orhan Gencebay Film Müzikleri (2007)
  • Berhudar Ol (2010)
  • Orhan Gencebay ile Bir Ömür (2012)
  • Bedensiz Aşk (2013)

 

orhangencebay

Sinema (Film Müziği)
  • Kızılırmak-Karakoyun, 1967
  • Kozanoğlu, 1967
  • Ana, 1967
  • Kuyu, 1968
  • Kara Gözlüm, 1970
Tv-Şov
  • Orhan Abi Halk Show, sunucu, TGRT, 1996-1997
  • Popstar Alaturka, jüri üyesi, Star TV, 2006-2008
  • Popstar 2013, jüri üyesi, Star TV, 2013
Belgesel
  • Aynalar, Can Dündar, Show Tv, 1996
  • Bir Yudum İnsan, Nebil Özgentürk, Atv, 1998
  • İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek, 2004

Ödüller

  • 1968-1976 arası her 45liği için Altın Plak ödülleri

  • 1976 Ses dergisi Yılın Türk Müziği Sanatçısı ödülü

  • 1970: İstanbul Plak tarafından, yüksek tiraj başarısından olayı verilen Altın Taç Ödülü.

  • 1984: Tercüman gazetesi tarafından verilen Yılın Sanatçısı Ödülü.

  • 1984: Merhaba dergisi tarafından verilen Yılın Sanatçısı Ödülü.

  • 1985: Ses dergisi tarafından verilen Yılın Sanatçısı Ödülü.

  • 1990: MÜYAP tarafından Dokunma adlı albümünün göstermiş olduğu yüksek satış başarısından dolayı verilen Yüksek Tiraj Ödülü.

  • 1990: ABD-Mısır-İsrail’in önde gelen üniversiteleriyle, Hacettepe Üniversitesi’nin ortaklaşa vermiş olduğu Montu Merit Doktorası (Fahri Müzik Doktoru) Ödülü.

  • 1995: Mehmetçik Vakfı tarafından verilen Altın Madalya Ödülü.

  • 1998: İntermedia ekonomi dergisi tarafından verilen Ekonomide Yılın Yıldızları Ödülü.

  • 1998: Kültür Bakanlığı’nca verilen Devlet Sanatçısı unvanı.

  • 2009: Cumhurbaşkanlığı tarafından, Türk Milli Eğitimine katkılarından dolayı verilen Onur Ödülü.

  • 2011: Kral Tv Müzik Ödülleri Onur Ödülü.

  • 2013: Müyap Fiziki Satış Ödülü

  • 2013: Kral Tv Müzik Ödülleri En İyi Proje Ödülü.

  • 2015: T.C. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü.

 

 

Kaynakça : OrhanGencebay , Wikipedia

 

 

Keman

keman

Keman

Keman Nedir? Keman müzik aleti.

Keman Dünya üzerinde en çok bilinen müzik aletlerinden biridir. Benzersiz bir sese sahip olup orkestralarda önemli bir yere sahiptir.  Eyüp Kuşçu Music olarak size kemanı anlatmaya çalışacağız.

keman

Wikipedia

 

Keman (veya viyolon), viyola ve viyolonselin de bulunduğu violin ailesinin en yüksek tondan çalan, en küçük üyesidir. Dört teli vardır. Akord sesleri pesten tize sol, re, la ve mi’dir.

Keman yayına arşe denir. Arşede yapay ya da gerçek at kılının yanı sıra ham misina olarak adlandırılan bir madde de kullanılabilir. Ayrıca yayını düzgünleştirmek ve sesi güzelleştirmek amacıyla arşeye reçine adı verilen madde sürülür. Reçinenin rengi bala benzer. Katı bir maddedir.

Almanca Geige, Fransızca violon, İngilizce violin, İtalyanca violino’dur. Uzunluğu 60 cm’dir. Yayla çalınan telli bir çalgıdır. Notası, ikinci çizgi Sol açkısı ile yazılır. Orkestralarda, genel olarak (Solo, I, II) üç partisi bulunur. Solo ve eşlik görevi verilir (özellikle bir solo çalgıdır). Hiçbir çalgıda olmayan ses rengiyle, çok zengin bir anlatım gücü vardır.

Kemanı çalmayı öğrenme süresi kişilerde enstrümanın kendi mekanizması ve pek çok varyasyon içeren çalım tekniklerinden dolayı değişiklik gösterir.Uzun bir süre yay tutuşu ve yay çekmeyi öğrendikten sonra bilinen şarkılar çalınmaya başlanır.Keman çalmaya küçük yaşlardan başlanması önerilir.

Keman gibi yaylı enstrümanların kökeni, Orta Asya göçebe atlı kültürlerinden gelmektedir; KazakKopuzu buna misal olarak gösterilebilir. Tüm bu enstrümanların yayları günümüzde de olduğu gibi at kılından yapılır. Bu müzik aletleri, Orta Asya’dan İpek Yolu aracılığıyla, Çin’e, Hindistan’a ve Orta Doğu’ya yayılmıştır. Orta Doğu’da Bizans, lir adı altında ilkel bir keman çeşidi geliştirmiştir. Günümüz anlamdaki keman ilk olarak 14.yüzyılda Kuzey İtalya’da ortaya çıktı. Bu dönemden sonra keman Avrupa’da yayıldı. İlk keman yapımcılarının Rebec, Rönesans da Fer tarafından Ortaçağ’da İtalya’da Lira da Braci, Fransa’da Viel adlarıyla kullanılan yaylı çalgılar Keman’ın atası sayılır. Lavignac, Keman’ın Türklerin Kemençe’i guz (Oğuz Kemençesinden)alındığını yazar. Bazı kaynaklarda ise Arapların Rebab’ından geliştirildiği öne sürülmüştür. 16.ve 17. yüzyıldaki Keman yapım ustaları Nicolo Amati, Paolo Maggini, Giuseppe Guarneru, Antonio Stradivarius Keman’a son şeklini vermişlerdir. Keman asıl biçimi korumakla birlikte 19. yüzyılda bazı değişikliklere uğradı. Çağdaş kemanda gövde ve sap daha uzun, köprü daha yüksektir.

Birinci keman ile ikinci keman

Renk değişmez dolgunlaşır (çalanların sayısı çoğalırsa, duyulusu yumuşak bir de tahta çalgı eklenir. Yaylı çalgıların duyulusu egemen kalır. Fakat biraz dolgunlaşmış olur).Keman ile Viyola: Kemanların birleşmesinden çok farklı bir etki yapmaz. Kemanın rengi egemendir. Dolgun ve yumuşak bir renk sağlanır.

Keman ile viyolonsel

Dolgun bir duyuluş sağlanır. Viyolonselin ses rengi egemendir. Birinci Keman, ikinci Keman, Viyola ve Viyolonsel: Bunların dördünün sesdeş olarak çalması, alto ve tenor katında mümkündür. (F) de gayet kuvvetli, (P) de özellikle dolgun ve yumuşak bir renk sağlanır.

Sekizliden çiftleme

Birinci keman ile ikincisi arasında boy farkı,ağırlık farkı ve tel farkı vardır bu farklara Çok sık rastlanır, özellikle ezgi yüksek soprano seslerinden daha yukarılara çıktığı zaman kullanılır. Çünkü bu katta Mi telinin dolgunluk ve anlatım gücü azalır. Bundan başka, birinci kemanlar ikinci kemanlarla sekizli aşağıdan katlanmazsa, bütün diğer çalgılardan uzakta, yalnız kalır.

Kemanlar

Bu biçim duyulusu zayıflatır ve küçük orkestrada özellikle belli olur. Buna rağmen bazı durumda ezgi çok incelerde iken ve tahta çalgılarla katlayarak kulanılır.

Keman ile viyola

Buna çok sık rastlanır, özellikle görüntü biçiminden birbirlerine benzedikleri için, insanlar boyutlarına bakmadan bu keman diyebilirler.

İki sekizden çiftleme

Birinci Keman, ikinci Keman ve Viyola ya da Birinci Keman, ikinci Keman ve Viyolonsel

Bu biçim geniş ve uzun ezgilerde kullanılır. özellikle (eb) de yapılır

Üç ve dört sekizliden çiftleme

Birinci keman, ikinci keman, viyola ve viyolonsel ( telli kontrbas )

Bu biçim çok az kullanılır ve soluklu çalgılarla katlanmaz kullanılır

Şimdi ise keman hakkında başka bir kaynaktan alıntımızı getiriyoruz.

Nedir?

Keman

Yaylı sazların en önemlisidir. Araplar’ın rebabından örnek alınarak geliştirilmiştir. 10. yüzyıla doğru Avrupa’ya geçmiştir. 16. yüzyılın başında da Italyan ustalar kemana bugünkü şeklini vermişlerdir. Venedik yakınlarındaki Cremona kasabasında yetişen Andreas Amati, Antonİo Stradivarİ ve Guarnieri tarihin en ünlü keman yapımcılarıdır. Kemanın 70 ayrı parçası vardır. Bunların yapıştırılmasında tutkal kullanılır. Sol, re, la, mİ sesleri veren dört teli vardır. Keman, ortalama 60 – 62 santim boyunda olur, bunun 25 santim kadarı saptır. Yay da 75 santim kadardır.

Keman Batı müziğinde piyanodan sonra en fazla tercih edilen virtüözlük çalgı aletidir. Keman (violon), alto (vlola), çello (violonsel) ve kontrbastan kurulu yaylı sazlar topluluğuna orkestrada «keman ailesi» adı verilir. Orta Asya Oğuz Türklerinin bir çalgısı olan Oğuz Kemençesi (kemençe-i guz) nin kemanın menşei olduğu ve Hindistan’a yayılmasından sonra Haçlı seferleri ile Avrupa tarafından tanındığı ve geliştirildiği bazı kaynaklarda belirtilmektedir. Avrupa’da, özellikle İtalya’da gelişen keman, bu gelişmesini 16. yüzyılın başlarından 17. yüzyılın sonuna kadar olan süre içerisinde tamamladı.

İslam dininin harbe hazırlık dışında çalgılara müsaade etmemesinden keman, Osmanlılar zamanında hemen hemen hiç kullanılmamıştır. Ancak Tanzimatın ilanından sonra batı kemanı olarak girmeye başlamıştır. Keman, başlıca sekiz kısımdan ibaret bir çalgıdır. Bu kısımlar: Gövde, üst kısım, alt kısım, siyah tahta, telleri tutan köprü arkasındaki siyah abanoz kısım, eşik, salyangoz ve anahtarlardır. Yapımı zor olan kemanın boyu 60-62 santimetredir. Bunun 38 santimetresini gövde, 25 santimetresini ise sap teşkil eder. Keman yayı 75 cm uzunluğunda, reçinelenmiş at kılındandır, gövde, içi boş olup, ince tahtadan yapılır. Kemandaki teller sol, re, la ve mi (en kalın, kalın, ince, ve en ince) telleridir. Ekseriya kırmızımsı sarı, vişne çürüğü, bazen koyu sarı, turuncu, kahverengi, kırmızı cila ile renklendirilir.

 

İnce uzun şekilli olan keman ucu çeneye dayanarak, sapı sol elle tutulmak ve parmaklar tellere basmak suretiyle ve sağ elin tuttuğu yay tellere sürterek çalınır. Normal olarak keman öğrenimi dokuz senede tamamlanır. Virtüözlük için gerekli olan çalışmalar ise bunun haricindedir. Ses sahası 4,5 sekizlik olan keman için notalar sol anahtarı ile yazılır. Meşhur bestekar Boch ile başlayan, keman için müzikparçalarının (konçertoların) bestelenmesi, zamanla yaygınlaşarak çok büyük sayılara ulaşmıştır. Keman, çok geniş ses imkanlarına sahip olduğundan dolayı orkestra içinde veya tek başına (solo) olarak yaygın bir şekilde kullanılır.

keman2

 

Kaynakça: Wikipedia, Nedir

Bu bilgileri faydalı buldunuz mu? Eklemek veya düzeltmek istediğiniz bir yer mi var? Yorumlarda bizimle iletişime geçin!

Klarnet

klarnet

Klarnet

Klarnet nedir? Klarnet hakkında bilgi.

Klarnet halk arasında sevilen üflemeli bir enstrümandır. Ses çıkartması dahi oldukça zor olmakla beraber ustasından dinlendiğinde müziği adeta ruhunuza işlemektedir.

Şimdi klarnet hakkında bulduklarımızı sizlerle paylaşmak isteriz.

Wikipedia

Klarnet (klarinet ya da gırnata), sert ve dayanıklı ağaçlardan genellikle de abanoz ağacından yapılan üflemeli bir çalgı türüdür. Bir çeşit sert kauçuk olan ebonitten, ayrıca metalden yapılanları da vardır.

Klarnetler, beş parçanın birleşmesinden oluşur, bunlar:

  • Ağızlık (Bek)
  • Fıçı (Barel)
  • Üst gövde
  • Alt gövde
  • Kalak (Pavillon da denir)

Klarinetin gövdesi silindir biçimindedir. Kalak bölümü ise obuanın kalağına oranla daha geniştir. Dikkatlice yontulup biçimlendirilen bu kamış parçası, ağızlık üzerine takılır. Çalıcının nefesi ile titreşime geçirilen kamış, boru içindeki havayı titreşime geçirerek ses elde edilmesini sağlar. Çalıcının sol eli yukarıda, sağ eli ise aşağıda olmak üzere az bir eğimle yere doğru tutulur.

Flüt ve obuada olduğu gibi, klarnetin gövdesinde de ses deliklerini açmaya ve kapatmaya yarayan metal bir mekanizma vardır. 1840 sıralarında “Boehm sistemi” flüte uygulandıktan sonra, Paris konservatuarı öğretim üyesi ve klarnetçi Klosé, bu sistemin klarnete de uygun olduğunu görmüş ve Boehm sistemi klarnete uygulanmıştır. Daha sonra farklı zamanlarda farklı kişiler tarafından bu sistem geliştirilmiştir.

Klarnet tarihi 19. yüzyılda Chalumeau (Şalümo) adıyla orkestralarda icra edilen bu nefesli saz klarnetin atasıydı. Fransızcadan gelen bu isim nefesli sazların genel adıydı. Aynı yüzyılda Denner adlı çalgı yapım ustası Şalümo’yu geliştirerek bugünkü sisteme doğru ilk adımı atmıştır. 18. yüzyılda keşfedilen enstrümanın orkestraya dâhil edilmesi 1750 yılında olmuştur. 1800’lü yıllarda klarnetin oda orkestralarında yaygınlaşmasında Mozart’ın rolünün büyük olduğu bilinmektedir. 1812’de Paris Konservatuarı’nda öğretim üyesi olan Ivan Müler klarnete farklı mekanikler ekledi. Müller’in 13 tuşlu hale getirdiği enstrüman Denner’in sistemine göre daha karmaşıktı. 1840 yılında ses sistemleri için metal tuş mekanizması flüt ve obua’da olduğu gibi klarnette de kullanılmıştır. Paris Konservatuarı Klarnet bölümü öğretim üyesi Klose Boehm Sistemini klarnete uyguladıktan sonra 1860 yılına kadar enstrüman üzerinde mekanik gelişmeler devam etti. 1900- 1925 yılları arasında klarnet artık radyo ve stüdyo kayıtlarında önemli yer tutmaya başladı. Perde sistemlerinin esas amacı akustiğin daha kaliteli elde edilmesi yönünde idi. Şalümo ile 1600’lerde 1,5 oktav ses genişliğiyle yola çıkan klarnet Mozart’ın konçerto ve Quintetlerinde yumuşak ve koyu sesiyle klasik, caz ve pop orkestralarının vazgeçilmez nefesli sazı olarak bugün konservatuarlarda eğitim metotlarında ve müzik literatüründe yerini almıştır.

Klarinetin notaları sol anahtarı üzerine yazılır. Ses genişliği neredeyse 4 oktav kadardır. Bu genişlik içinde tüm diatonik ve kromatik sesler elde edilebilir. Dördüncü ek çizgideki sol notasından daha ince notaların çalınması biraz güç olduğu için bu sesler pek kullanılmaz. Eğer kullanılması isteniyorsa da küçük klarinet kullanılır. En kalın mi notasından bir sonraki oktav içerisindeki si bemol notasına kromatik olarak olarak, aşağıdan yukarıya doğru ses deliklerinin sırasıyla açılması yoluyla elde edilir. Bu Si bemolün incesindeki seslerin elde edilişi, flüt ve obuadakinden biraz farklıdır. Flüt ve obuada en kalındaki esas seslerden sonra gelen sesler, bu esas seslerin ikinci doğuşkanları (bir oktav incesi) olarak, daha incelerde ise, esas seslerin genellikle dördüncü doğuşkanları (iki oktav incesi) olarak elde edilirler. Klarinette ise (gövdesi silindir biçiminde olduğundan) elde edilen doğuşkanlar tek sayılıdır (3, 5, 7, 9). Üçüncü çizgi Si sesi klarinetin yazılı en kalın sesi olan mi sesinin dudak ve nefes ayarı, ayrıca bir yardımcı perde yardımı sonucunda çıkarbılan üçüncü doğuşkanıdır yani 1 oktav ve tam 5’li. bu Si sesinden üçüncü ek çizgi Fa’ya kadar olan sesler kromatik olarak bu yolla elde edilir. Fa’nın daha incesindeki sesler çeşitli yollardan, her klarinetçiye ve klarinet yapısına göre değişebilen yollarla elde edilir.

Klarinetin tınlama bölgeleri

Klarinetin dört farklı tınlama bölgesi vardır:

  1. Kalın ses bölgesi : En kalın ses olan Mi’den bir oktav incesi Fa diyez notasına kadar olan bölgedir. Zengin, madeni, gizemli, karanlık ve dramatik sözcükleri ile tanımlanabilir. Bu ses bölgesine “Şalümo” (Chalumeau) bölgesi de denir. “Şalümo” klarnetin atası olan eski bir çalgının adıdır.
  2. Kötü sesler : Sol notasından üç yarım perde sonraki si bemol notasına kadar olan bölgedir, klarinetin en kötü sesleridir, zayıf, soluk hem de elde edilmesi biraz daha güçtür.
  3. Orta ses bölgesi : Si notasından ikinci ek çizgi Do notasına kadar olan ve klarinetin en güzel sesleridir. Bu bölgeye “klarino” (Clarino) ses bölgesi denir. En güzel ve en etkili klarinet soloları bu ses bölgesinde yazılmıştır. Bu sesler duru, parlak, ılık ve etkileyicidir.
  4. İnce ses bölgesi : İkinci ek çizgi Do’dan sonraki daha ince seslerdir. Gür çalındığında sert ve rahatsız edici fakat kısık sesle çalındığında ılık ve yumuşak, flüt ses rengine yakın bir tını özelliği gösterir.

Teknik özellikleri

Klarinet, çeviklik bakımından flüte çok yakındır. Her çeşit hızlı, parlak, gösterişli pasajlar, diziler, arpejler, grupetto ve benzeri figürler, tril ve tremololar rahatlıkla çalınabilir. Genellikle tek dil kullanırlar. Çift dil ve üç dil çok zor olduğundan, özel durumlar olmadıkça kullanılmaz. Bir ses bölgesinden başka bir ses bölgesine geniş aralıklı atlamalar, klarinete özgü kolaylıklardan biridir. Ancak hızlı tekrarlanan sesleri çalmakta oldukça sınırlıdır. Klarinetin en önemli özelliklerinden biri de, gürlük kontrölü bakımından son derece yetenekli olmasıdır. Çok kısık sesle ve çok gür sesle çalınabilir.

Klarinete orkestrada hızlı, akıcı, parlak, gösterişli pasajlardan geniş duygusal ezgilere dek her türlü görev verilir. Duru ve parlak ses rengi ile birleşen etkili kreşendo ve dekreşendo yeteneği, klarinetin “Espressivo” solo pasajlarda sık sık görevlendirilmesine neden olur. Ses rengi diğer tahta üflemelilerle iyi kaynaşır. Başka çalgılardaki temaları katlamak, gerekirse arka plandaki armonileri sağlamak ve eşlik figürlerini seslendirmek klarnetin yapabileceği en önemli görevlerdir.

 

Gördüğünüz gibi Wikipedia klarnet hakkında uzunca bilgi vermektedir. Klarnet günümüzde her türlü ortamda kullanılmaktadır. Düğünler olsun, orkestralar olsun yeri önemlidir. Bu enstrüman hakkında başka sitelerden de elde ettiğimiz bilgiler şu şekildedir.

Nasilkolay

Klarnet, sert ve dayanıklı ağaçlardan yapılan, gövdesi silindir biçiminde, üflemeli bir çalgı türüdür. Diğer adı gırnata olan klarnet genellikle de abanoz ve sedir ağacından yapılmaktadır. Klarnetin, sert kauçuk olan ebonitten ve metalden de yapılanları vardır.

Klarnetler; Kafalık (Bek), Fıçı (Barel), Üst gövde, Alt gövde, Kalak (Pavillon) olmak üzere beş farklı parçanın birleşmesi ile oluşur. Klarnetin gövdesinde bulunan ses deliklerini açmaya ve kapatmaya yarayan metal bir mekanizma mevcuttur. Kalak bölümü ise obuaya göre daha geniştir. Kamış parçası özenle yontulup, biçimlendirilir ve üzerine ağızlık takılır. Klarnetin kamışı tek kanatlıdır. Klarnetin üflenmesi ile titreşime geçirilen kamış, boru içindeki havayı titreştirir. Bu şekilde ses elde edilir. Klarnet, sol eli yukarıda ve sağ el aşağıya gelecek şekilde az bir eğimle aşağı doğru tutulur. Klarnetin, gürlük kontrölü açısından çok yetenekli bir çalgı olması, en önemli özelliklerinden biridir. Bir diğer özelliği ise çok kısık ve çok gür sesle çalınabilmesidir. Klarnet, çeviklik bakımından flüte çok benzemektedir.

19. yüzyılda Chalumeau (Şalümo) adıyla orkestralarda kullanılan nefesli saz, Denner adlı çalgı yapım ustası tarafından geliştirilerek bugünkü halini almıştır. 18. yüzyılda keşfedilen klarnetin oda orkestralarına dahil edilmesinde ve yaygınlaşmasında Mozart’ın büyük rolü olmuştur. 1600’lü yıllarda 1,5 oktav ses genişliği veren klarnet, Mozart’ın konçertosunda yumuşak ve koyu sesiyle dinleyenleri büyülemiştir. Bu yıllarda klasik, caz ve pop orkestralarının vazgeçilmez sesi olan klarnet, bugün konservatuarlarda ve müzik literatüründe yerini almıştır.

Klarnetlerden sadece dört tanesi sürekli olarak orkestrada kullanılır. Bunlar; Mi bemol küçük klarnet, La klarnet, Si bemol klarnet, Si bemol bas klarnettir. Orkestra içinde hızlı, parlak ve etkileyici pasajlardan geniş duygusal ve yumuşak ezgilere kadar geniş yelpazede görev alır. Duru, yumuşak ve parlak ses rengi diğer tahta üflemeli çalgılarla iyi kaynaşır. Klarnetin en önemli görevleri; diğer çalgılardaki temaları katlamak ve gerektiğinde arka plandaki armonileri sağlayıp, eşlik figürlerini seslendirmektir.

Dünyaca ünlü klarnet virtüözleri Woody Allen, Sarah Elbaz, Alain Damiens ve Giora Feidman’dır. Türkiye’de ise klarnet dendiğinde ilk akla gelen isimler, eskilerden Mustafa Kandıralı, son yıllarda ise Bülent Altınbaş, Hüsnü Şenlendirici, Göksun Çavdar, Serkan Çağrı ve Tolga Akşit’dir.

Kaynakça: Wikipedia, Nasilkolay

Bu bilgileri faydalı buldunuz mu? Eklemek veya düzeltmek istediğiniz bir yer mi var? Yorumlarda bizimle iletişime geçin!

Akordeon

akordion

Akordeon

Akordeon, akordiyon, akordion olarak bilinmektedir. Şimdi bu müzik aletini inceleyelim.

Wikipedia

Akordeon,akordiyon ya da akordion, bir körüğü harekete geçirmekle yaratılan hava akımının etkilediği serbest metal dillerinin titreşmesiyle ses çıkaran havalı çalgıdır.

Bir ya da iki kılavuz ile bir körükten oluşan akordiyonda, serbest metal dillerin titreşmesi, klavyenin tuşlarına basmakla sağlanır.

Akordeon’un ilkel şeklinin 1822’de Berlin’de Christian Friedrich Ludwig Buschmann tarafından icat edildiğine inanılır. Ama yakın zamanda akordeon olarak adlandırılabilecek bir enstrümanın 1816’da veya daha önceki bir tarihte NürnbergliFriedrich Lohner tarafından kullanıldığı saptanmıştır.

Akordeon ismine ilk patent ise 1839’da, Viyanalı org ve piyano yapımcısı Cyrillus Demian tarafından günümüzdeki akerdeona çok da benzemeyen tek klavyeli küçük bir çalgı alındı. Kısa sürede, birçok firma bu yenin çalgının üretimine girişti. “Diyatonik akordeon” denilen ve diyezli ya da bemollü sesleri veremeyen bu çalgı, köylere kadar yayıldı. 1880’de,iki klavyeli kromatik akordeon gerçekleştirildi. Diyezli ve bemollü sesleri de verebilen bu yeni akordeon, kısa sürede çok tutundu. 1940’da daha da gelişti ve konser akordeon adını aldı. George Auric ve Jean Françaix gibi besteciler bu çalgı için birçok parça besteledi.

Bununla ilgili olarak bir başka araştırmamızda şu şekildedir;

NKFU

Akordiyon (Akordeon); metal dilcikleri olan, körüklü ve klavyeli çalgıdır.

Akordiyonda ses, körüğün açılmasıyla emilen havanın körük kapanırken çalgıdaki metal dilciklere çarpmasıyla oluşur. Çalgının klavyeleri uyumlu seslerin elde edilmesini sağlar. Klavye tuşlarının her biri metal dilciklere bağlıdır. Tuşlara basınca, bunlara bağlı olan metal dilcikler açılır ve hava akımıyla titreşerek ses verirler. Çalgı iki elin birlikte hareketiyle çalınır. Kayışla omuza asılan çalgının çalınması sırasında sol el körüğü açıp kapatırken bas düğmelerine de basar. Sağ el parmaklarıyla ise, sayısı 10 ile 16 arasında değişen bir sıra tuşa basılarak istenilen düzenli sesler elde edilir. Bas sesler melodiye eşlik ederek akort tutar. Çalgının çalışması sırasında her iki elin de uyumlu hareket etmesi gerekir.

Akordiyonun atası Hçekel’in yaptığı hyyshamonika adlı çalgıdır. Bu çalgıyı geliştiren Eschenback ve Christian Dietz, aeoline ve aerophone adlı iki çalgı yaptılar. 1822’de Buschmann’ın handaolin adı verilen el armonikasından sonra, 1827’de C. Buffet çalgıya bugünkü biçimini verdi; 1872’de akordeon adını aldı. Akordiyon Türkiye’de, özellikle Artvin yöresinde çok kullanılan bir çalgıdır. Yöre halkı bu çalgıya fisgarmoni adını vermiştir.

Olarak ifade edilmektedir.

Kaynakça: Wikipedia, NKFU

Bu bilgileri faydalı buldunuz mu? Eklemek veya düzeltmek istediğiniz bir yer mi var? Yorumlarda bizimle iletişime geçin!

Saksafon

saksafon

Saksafon

Saksafon üflemeli bir müzik aleti olup 1846 tarihinde patenti alınıp üretilmeye başlanmıştır. Özellikle caz alanında kendinden söz ettirmektedir.

Wikipedia

Saksofon, veya saksafon; çoğunlukla koni ve “S” biçiminde pirinçten üretilen, ağzındaki kamış vasıtasıyla ses çıkaran bir çalgıdır. 1840’li Yillarda, Adolphe Sax tarafından tasarlanmıştır. Saksofon genellikle pop ve caz müziği ile ilişkilendirilse de, önceleri klasik batı müziği ve ordu müziği çalgısı olarak tasarlanmıştı.

Saksofon, 1840’ların başında Paris’de yaşayan Belçika’lı müzik aygıtları yapımcısı ve klarnetçi Antoine-Joseph ‘Adolphe’ Sax tarafından tasarlandı. ‘’Saksofon’’ adı da “sax’ın sesi” anlamını taşır. Sax’ın 1846’da patentini aldığı konusunda değişik görüşler öne sürülse de, en olası olanı, ophicleide çalgısına klarnet ağızlığı eklenmesiyle ortaya çıktığıdır. Gerçekten de sax, babasının klarnet ve ophicleide üretilen fabrikasında yıllarca çalışmıştır.

Sax’ın 1846’da aldığı patentten sonraki yirmi yıl boyunca, saksofon yalnızca Sax’ın fabrikasınca üretildi. 1866’de, patent süresinin bitiminden sonra saksofonda öteki üreticilerce birçok değişiklik yapıldı.

Saksofon topluluğunun, en büyüğünden en küçüğüne on üyesi; kontrabas, bas, bariton, tenor, C-ezgi, alto, F mezzo-soprano, soprano, C soprano, sopranino saksofon olarak sayılabilir.

Soprano, Alto, Tenor ile Bariton saksofonlar en çok kullanılan saksofonlardır. Bazı orkestralarda arada sırada Bas saksofonun da kullanıldığı olur.

saksofon çalmaya yeni başlayanlar genellikle alto saksofondan başlayıp, deneyim kazandıktan sonra tenor ya da bariton ile çalmayı sürdürürler. Alto saksofon özellikle klasik batı müziği alanında tutulur. Çalması daha zor olan sopranoise 1960’lardan sonra caz müziğinde belli ölçüde yaygınlaşmıstır. Bas, sopranino ya da kontrabas saksofonlar günümüzde üretilse de, büyük saksofon orkestraları dışında ender olarak kullanılırlar ve daha çok özel ilgi duyanlara seslenirler.

Caz (jazz ) demişken bu müziği atlamak olmaz. Herkesin bildiği Louis Armstrong – What a Wonderful World . Hızlıca ulaşmak için tıklayınız.

 

Kaynakça: Wikipedia

Dombıra

dombira

Dombıra

Dombıra son zamanlarda duyduğunuz bazı siyasi partilerin seçim müziklerinde kullandığı müzik adı değildir (Burada kasıt ettiğimiz kelimenin anlamıdır.). Dombıra asıl olarak bir telli çalgıdır.

Wikedia

Dombıra, nadiren Türkiye’de, yaygın olarak Tataristan, Çin gibi Türklerin yaşadığı tüm ülkelerde ve en çok Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan, Afganistan gibi Orta Asya ülkelerinde yaygın bulunan kadim bir telli çalgıdır.Tezeneli çalgılar grubuna dahildir. Dombıra Orta Asya’nın diğer kadim telli çalgılarıyla ortak özelliklere sahiptir.

Farklı bölgeler arasında çeşitlilik gösterir. Telleri geleneksel olarak liflerden yapılsa da, modern dombıralarda genellikle naylon teller kullanılır.

Gövdesi ahşaptır. Türkistan’a ait dombıralarda perde bulunmaz. Tek parça odundan oyularak sapı ve gövdesi yapılır. Çalınırken genellikle gövdesine vurularak ritimler elde edilir. Aletin sırtında ses çıkması için küçük bir delik bulunur. Dışı vernikleme, cilalama gibi kaplamalar yapılmaz.

Bu şekilde ifade edilmiştir. Dilerseniz bir diğer kaynağımız olan “Nedir” sitesine bakalım.

Nedir

Dombıra nedir?

Dombıra diğer adıyla Dutar; Eski bir Türk çalgısı. Kazak türklerinin mahalli çalgısıdır. Ayrıca Nogay Türkleri tarafından yoğun olarak kullanılır.

Tezeneli çalgılar grubuna dahildir. Dombıra orta asyanın diğer kadim telli çalgılarıyla ortak özelliklere sahiptir.

Dombıra türleri nelerdir?

Farklı bölgeler arasında çeşitlilik gösterir. Telleri geleneksel olarak liflerden yapılsa da, modern dombıralarda genellikle naylon teller kullanılır.

Gövdesi ahşaptır. Türkistana ait dombıralarda perde bulunmaz.Tek parça odundan oyularak sapı ve gövdesi yapılır. Çalınırken genellikle gövdesine vurularak ritimler elde edilir. Aletin sırtında ses çıkması için küçük bir delik bulunur. Dışı vernikleme, cilalama gibi kaplamalar yapılmaz.

Armudi bir teknesi, çam ağacından göğsü ve perdeli sapıyla küçük bir dutarı andırır. Boyu 80 – 100 cm kadardır. Abay ve Cambıl dombırası olmak üzere iki türü vardır.

Şeklinde ifade etmişler.

 

Kaynakça: Wikipedia , Nedir

Kanun

kanun

Kanun Nedir? Kanun Müzik Aleti Nedir?

Kanun, Farabi tarafından icat edilen telli bir müzik aletidir. Dilerseniz uzatmadan araştırmalarımızın sonuçlarına geçelim.

Wikipedia

Kanun, Türk bilginlerinden Farabi tarafından icat edilmiş, telli çalgı aleti. Antik çağda Mısır ve Sümerliler tarafından kullanıldığını gösteren bazı tarihi belgelerden bașka eski bir Arap rivayetine göre de kanunu İbn-i Hallegan’ın icat ettiği ve bu bilginin Horasanlı Bernek ailesinden olup Musul’un Türklere meskûn İbril șehindr doğduğu söylenmektedir. (13.asır)

24 veya 27 perdeli bir sazdır. Her bir perdedeki sesi 3 tel tınlatır. Bu yapısıyla klavsenin ses sistemine benzer. Telleri özel olarak müzik aletleri için üretilmiş naylon teldendir. İlk evrelerinde naylon tel yerine bağırsaktan yapılan kiriş teller kullanılmıştır.

Göğüs tahtası çoğunlukla çınar ağacından, alt tabanı ıhlamur veya sıkıştırılmış kontrplaktan, burgu tahtası yumuşak bir ağaç olan ıhlamurdan, burgular gül, şimşir veya abanoz gibi sert ağaçlardan yapılır. Üç telden oluşan her perdede diyez, bemol ve koma sesleri ayarlayabilen mandallar vardır.

Kanun kullanım amacına göre 24-25-26 sesli olarak yapılır. Bunun karşılığı 3.5-4 oktavdır. İnsan sesiyle birlikte icra edilen tüm sazlar bu aralıktadır. Zaman zaman 36 sesli Arap Kanunu diye anılan sazlar yapılmış olsa da hangi amaca hizmet ettiği anlaşılamamıştır.

Türk sanat müziğinde kullanılan profesyonel kanun 26 perdeli olup her perdeye üçer tane tel takıldığı hesaplanırsa toplam 78 tellidir. Bu tellerin kalınlığı yukarıdan aşağı doğru; 0.60 mm. 0.70 mm. 0.80 mm. 0.90 mm. 1.00 mm. 1.10 mm. 1.20 mm. çapındadır.

Kanunda kullanılan tel, petrokimya tesislerinin kuruluşuna kadar, kuzu bağırsağının kurutulup bir takım işlemlerden geçirilmesi sonucu değişik kalınlıklarda üretilmekteydi. Ancak petrokimyanın kuruluşundan sonra bu sanayi dalının üretimi olan ‘naylon-6’ hammaddesinden elde edilmektedir.

Şeklinde wikipedia kaynakları ifade etmektedir. Bu konu açıldığında Farabi gibi üretken bir insanı açıklamamak olmaz tabii. Farabi hakkında bilgileri öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz. Daha fazla bilgi vermek isteriz. Ancak bu bilim adamı bir çok icadı vardır.

Bir başka bulduğumuz bilgiyide size aktarmak isteriz.

Bilgiustam

Ortadoğu ülkelerinde ve özellikle Türkiye’de orkestraların vazgeçilmezi olan, telli çalgılar grubunda yer alan, hoş bir sese ve tını’ya sahip enstrümandır. Tarihe bakıldığında Kanun’dan daha hoş seslere sahip telli çalgılar mevcuttur. Özellikle Mısır Uygarlığı ve Sümerliler bu isimler arasında yer almaktadır. Rivayet’e göre; Ünlü bilgin Farabi’nin telli çalgılardan yola çıkarak Kanun’u ortaya çıkardığı söylenmektedir.

Farabi’den sonra yaygın olarak Araplar tarafından kullanılan Kanun, Santur ve Klavsen ile aynı grup içerisinde yer alır diğer bir tabirle akraba olarak bilinir. Ülkelere göre ve müzik seçimlerine göre Kanunlarda değişen tek şey tel sayısıdır, bu da tını’yı ya da tonlamaları hiçbir şekilde etkilemez yalnızca müzisyen’e daha fazla seçenek sunmaktadır. Dik ve yamuk bir gövdeye sahip olan bu enstrüman ahşap olarak üretilmektedir. Dik kenara bitişik üzeri özel bir deri ile kaplanmış daha doğrusu gerilmiş bir bölüme sahiptir. Teller gerilerek eğik kenardaki burgulara bağlanır, bu burgular telli enstrümanların genelinde mevcuttur ve akord işlemi bu bölgelerden yapılmaktadır. Tellerin boyu yamuk bir gövdeye sahip olan Kanun’da kısa ve uzun olarak şekillenir bu da tını konusunda farklılıklar yaratmak içindir. Sizlere ilginç bir bilgi sunacak olursak; Eskiden teller bağırsaktan yapılmaktaydı fakat günümüzde özel olarak üretilen naylonlardan yapılıyor… Kanunda diğer telli çalgılara nazaran farklı bir sistem vardır. Özel mandallar sayesinde aynı tel pes ve tiz tonlara çok daha farklı şekilde ulaşabilmektedir. Bu özellik sayesinde diğer telli çalgılardan bir adım önde yer alıyor diyebiliriz.

Nasıl Çalınır?
Kanun, klasik bir biçimde yani; Oturarak ya da bağdaş kurarak çalınan bir enstrümandır. İki elin yüzük parmağına takılan metal mızrap adı verilen alet ile tellere dokunularak çalınır. Sesleri ayarlamak adına mandalları indirmek ya da kaldırmak gerektiğinde bir elle çalma işlemi devam ederken diğer elle de ses ayarı kolayca yapılır. Kanun çalan kişiye Kanuni adı verilmektedir. Türk müziği topluluklarının vazgeçilmez enstrümanlarından olan kanun akordunun bozulmaması ve tel sayısının fazlalığı sayesinde ses ve akord konusunda sıkıntı yaşatmayan ve sabit sesli enstrüman olarak bilinir. Önemli bir bilgi sunacak olursak; Diğer tüm enstrümanların akordu Kanun’a uydurulur.

Kanun Hakkında Genel Bilgiler
17. yy’da bir süre kullanılıp, çalındıktan sonra beklediği ilgiyi göremeyen bu enstrüman, Kanuni Hacı Arif Bey ve eserleri sayesinde beklediği ilgiyi görmeyi başarmıştır ve Arif Bey sayesinde günümüzdeki önemini kazanmıştır. Kanun, 3.5 oktavlık bir ses aralığına ve genişliğine sahiptir bu özelliğiyle de farkını ortaya koymayı başarmıştır… İşçilik konusunda çok fazla sıkıntı yaratan bir enstrüman değildir, herhangi bir marangoz tarafından kolayca hazırlanabilecek bir gövde yapısına sahiptir. İşlenecek ağaç bu noktada büyük önem arz eder. Gövde kısmından sonra tellerin gerilmesi, mandallar ve deri’nin gerilme işlemi ise ustalık ve hüner isteyen bir iştir. Enstrüman’ın sağ tarafında oğlak derisi ile kaplı farklı 4 bölüm mevcuttur. Farklı bölümler ses konusunda enstrümana ayrı bir ahenk ve tını kazandırmaktadır. Tarihi geçmişine bakılacak olursa özellikle saraylarda kullanılan kanun, hanımların da o dönemlerde çalması ve eserlerini sunması sebebiyle estetik bir görüntü kazanmıştır.

Çok güzel bir anlatım olmuş. Emeklerinden dolayı bilgiustam ekibini tebrik ediyoruz.

 

Kaynakça: Wikipedia , Bilgiustam